10 Temmuz 2011 Pazar

Unutulmaz Bir Şey Var

“Kardeş kavgası”nı önlemenin yolunu kardeşleri öldürmekte bulmuşlardı. Şener Şen’in bir filmindeki gibi pişkinlikle “ sor bakalım niye yaptım “ dediklerinde sorduğumuz “niye?!”  sorusunun cevabı elbet “ vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü adına “ olacaktı.

Vatanın ve milletin bölünmezliği adına kardeş katli vacipti.

Bu uğurda yakalanarak çeşitli işkencelere maruz kalıp ölebilir, işkencenin izlerini taşıyan bedeniniz “yasak” olduğu gerekçesi ile ailenize bile gösterilmeden alelacele gömülebilir veya geri dönmek üzere çıktığınız evinize bir daha dönemeyebilir, kardeşleri tarafından kör kuyulara atılan Yusuf misali kendinizi o insafsız çukurların birinde bulabilirdiniz.

Bir daha dönmenize izin verilmeyen evinizde, sağ veya ölü bir umut diyerek yol gözleyen analar, bazı yürekler için hiçbir anlam ifade etmeyecek şeyler söyleyebilirdi:

“ Bir bilebilsem nerede olduğunu. Bir bilebilsem mezarını. Onu çiçeklerle yeniden hayata döndüreceğim. Mezarını kırmızı karanfillere boğacağım “

Kapı duvar kesilmiş suretler karşısında “neden” soruları artık anlamını yitirdi. “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılır” cevabına yabancı değildik sonuçta. 

 “Ayine-i pür tab-ı mücellâda nihanız” demiş şair. Parlak aynalarda bile göremiyorsak kaybettiğimiz onca insanı, katillerini de mi görmeyelim?

* Daha önceleri olmadığı iddia edilen Jitem’in varlığı kabul edilmiş ama meğer kimsenin haberi yokmuş. ( Bak sen! ) “Savcı Yüksel'in yürüttüğü soruşturmada, JİTEM adlı oluşumun, İçişleri Bakanlığının onayı olmadan ve Genelkurmay Başkanlığının görüşü alınmadan, Jandarma Genel Komutanlığının kendi inisiyatifiyle kurulduğu tespit edildi.”

Göğe Bakma Durağı


Anlatmadan anlaşılmaya âşık bir Selim’im belki ben de. Anlatmama hacet bırakmadan beni anladığını düşündüğüm bu adamlara aşkım bundan.

İlk ne zaman ve nerede denk geldim onun şiirleri ile düşünmem anlamsız çünkü önemli olan geri kalan hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu.


İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Börek Seviciler


 Babaannem geleceğim günü bilmiyordu belki ama bu yaz mutlaka geleceğime söz vermiştim. Ne kadar börek sever biri olduğumu bildiğinden bana yufka açmış. Çokça açılıp ateşte kurutulan ve yaz kış yemek için kenarda istiflenen bu güzelliğin tadına sabah varmış olmanın mutluluğu ile yazmaktayım.



8 Temmuz 2011 Cuma

-Geldim Bu-

Akşam yazmayı düşündüğüm yazıyı, evin ışıklarının sönmesiyle bilgisayar ışığına musallat olan börtü böcek nedeniyle şimdi yazabiliyorum.

Köyün ince yoluna girdiğimizde heyecanlanacağımı yazmışım ya, geçiniz efendim bunlar romantik fiyaskolar! Onca yılın üzerine hissettiğiniz genellikle garip bir şaşkınlık hali. “İndiğim yerden beni evime götürecek olan, önce keskin iniş sonra düzleşirmiş gibi yapıp kısa bir yokuşla son bulan yolu” tanıyamadığımı ve önce sağıma sonra soluma bakınıp minibüstekilerin gülmesine neden olan “ ne taraftan gidecektim ben “ sorusunu patlattığımı söylemeliyim.

Ertesi gün adsl başvurusu için Fatsa merkeze gitmem gerektiğinde minibüslerin köye çok girmemesi ve saatlerinin de belli olmaması nedeniyle evimizin yanından uzanan ince patika yoldan, önce asfalt yola çıkmak sonra da Maden Düzü denilen yere yürümek gerekti. Babam patika yolun çok iyi olmadığını ( akşam yağan yağmurun da etkisi var ) düşebileceğimi en azından patika yolun sonuna kadar bana eşlik etmek istediğini söyledi.


Yürüdüğümüz yolda sohbeti elden bırakmadık.

-          Sen bu yollarda zorlanırsın, alışkın değilsin sonuçta. Bak burası kötü bayağı ver elini.
-          İyi ki gelme diye fazla ısrar etmemişim baba çünkü böyle dik olduğunu unutmuşum.
-          Çantanı bana ver sen. Bizim çocukluğumuz buralarda geçti. Her taşın yerini biliriz, zamanında çok düştüğümüz için. Sen bana benzemezsin zorlan…

Sonrasında babamı çantamla beraber çamurun içinde gördüm.

Normalde bu kadar hızlı mı işliyor bilmiyorum ama ben adsl başvurusunu yapıp eve dönebilmek için minibüsün belli olmayan kalkış saatini beklerken, yetkililer çoktan gelmiş ve kurulumu yapmışlardı bile.


Küçük notlar: 

Devlet ile halk arasında yer isimleri ile ilgili duvar burada da mevcut. Çok eski zamanlardan bu yana Bice olarak bildikleri yere birileri gelip Küçükkoç Köyü olsun burası demiş. Bice demekte ısrarcıyım, birçok kişi de öyle.

Fatsa merkezde dolaşırken ambulans ve toplanan kalabalık üzerine öğreniyorum ki 4. Katta balkona asılı halılardan biri, tek şansızlığı o sırada yoldan geçmek olan bir adamın kafasına düşüyor. Bazı işlerimi halledip geri dönerken, yerdeki halının tekrar balkondaki diğer halının yanında yerini aldığını şaşırarak görüyorum.

5 Temmuz 2011 Salı

Fatsa Alegre

Yarın akşam Fatsa'ya gidiyorum. Babaannem ve dedemin geleceğimden haberleri yok. Özellikle geçen yıl gelmem için çok ısrar etmişler ama iki haftalık iznimin bir haftasını çalışarak geçirdiğimden yanlarında olamamıştım.

Çarşamba sabahı Fatsa Otogarı'nda etrafa biraz şaşkın şaşkın bakacağımı sonra Mağazalar Başı denilen yeri bulup köye gidecek olan ( ama saatleri belli olmayan ) minibüsleri bekleyeceğimi, yaklaşık 20 dakika sürecek yolculuk boyunca en son 10 yıl önce zihnimde kalmış fotoğraflarla o an görmüş olduklarımı karşılaştırıp yine gayet şaşkın pencereden bakmaya devam edeceğimi, köye giren ince yola girdiğimizde heyecanlanacağımı ve indiğim yerden beni evime götürecek olan, önce keskin iniş sonra düzleşirmiş gibi yapıp kısa bir yokuşla son bulan yolu, yüzümde uzun zamandır olmayan bir gülümseme ile yürüyeceğimi hissediyorum.

 Hoş geleceğimi biliyorum sanki Fatsa.


2 Temmuz 2011 Cumartesi

Acılarla ve Sorularla

Televizyondan bir katliamın canlı tanığı olmuştuk tam 18 yıl önce. Otelin çevresinin nasıl sarıldığını, nasıl bağırdıklarını, gözlerinin nasıl ölüm isteyerek baktığına şahit olalı 18 yıl olmuş.

Bugünlerde ise birçoğumuzun anlam vermekte zorlanacağı şeyler olmakta. Katliamda kaybettiklerimizi, artık bir acının simgesi olan Madımak Otel’inin önünde anılmasına izin verilmiyor. Bu da yetmiyor biber gazı ile müdahale etmeye kalkılıyor.

Merak ettiğim sorular var elbet…

Korktuğunuz nedir? Televizyonlardan canlı olarak izlenen, saatler süren ve insanların yakılması ile sonuçlanan bu katliamdaki aczinizin hatırlanmasından mı rahatsızlığınız?

Neden katillere dostsunuz da yaralıya, acısı olana köstek?

Katliam sözcüğünden neden bu kaçışınız? Daha ne kadar “tatsızlık, elim olay” gibi saçmalıklar yumurtlamaya devam edeceksiniz?

Daha kaç güzel canı kaybederken biz, sadece seyirci koltuğunda oturmakla kalmayıp katilimiz olacaksınız?!

Neyse ki unutturmaya yetmiyor kimsenin gücü. Bize öyle güzel şiirler, türküler, yazılar bırakmışlar ki okudukça, söyledikçe dipdiri karşımızdalar.

“.
.
yol uzun, gece kara.
ben bu garip yolculukta,
cogaldikca cogaldim.
evvel bir idim
simdi milyonla.”
Metin Altıok

1 Temmuz 2011 Cuma

İçiciyiz

Başbakan Erdoğan'ın yeğeni Mehmet Erdoğan'ın 50 kilo esrarla yakalanıp " sadece içiciyim " demesi ve serbest kalmasına şaşırmayalım. Annem de patatesi çuvalla alıyor " yiyiciyiz " sonuçta. Bunu da yiyelim!